İlk Çevre ve Şehircilik Hamleleri

img

Erhan Demirdizen

Rize'de yaşanan sel felaketi sonrasında

Cumhuriyet’in 5 Ekim’de, “Bayraktar: Rize’de Hepimiz Hata Yaptık” başlıklı haberine göre, çiçeği burnunda Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar Rize’de bir daha büyük sel felaketi yaşanmaması için kolları sıvamış. Hemen bir rapor hazırlatmış. Sorunun nedeni olarak yapılan en önemli tespit, kentten geçen 23 adet derenin üzerlerinin betonla kapatılmış olması.

Eğer sorun bu kadar basit olsaydı, çözümü daha da basit olacaktı. Bu derelerin üzeri açılıverecekti. Yağmur suları da buradan akacaktı. Sonra da bir daha yağmur suları sel olup Rizelileri perişan etmeyecekti.

Ancak durumun bu kadar basit olmadığı Bayraktar’ın açıkladığı raporda ortaya konuluyor. Deniliyor ki, bu derelerin üstü açılırsa, bu sefer de kentin ulaşım sorunu büyüyecek.

Yerleşilebilir arazinin sınırlı olduğu Rize’de, kentin merkez, konut ve diğer çalışma alanlarının dere yatakları boyunca ilerleyen ana arterler üzerinde inşa edildiği anlaşılıyor. Dolayısıyla sorunun çözümü oldukça karmaşık.

Beni sevindiren, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın da bu karmaşıklığı fark etmiş olması. Nitekim çözüm olarak, Rize’nin imar planını revize etmek gerektiği sonucuna varılmış. Böylece derelerin üzerinin tekrar açılması, buralardaki yolların uygun şekilde deplase edilmesi, dere çevrelerinin yoğun yapılaşmadan arındırılması sağlanabilecek.

İtiraf etmeliyim ki, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kurulmasıyla birlikte, hem Ataköy sahiliyle ilgili açıklamalar hem de Rize’nin rehabilitasyonu konusunda atılan adımlar umut verici. Ataköy sahilinde Bakanlığın neler yapabileceği ayrı bir yazı konusu olduğundan, burada fazla detaya girmeyelim.

Burada bu yazıyı ilgilendiren başka bir önemli sorunu not etmek istiyorum. Halen 7269 Sayılı Afet Yasası yürürlükte ve Bakan Bayraktar’ın Rize’de yapmak istediği işler de o yasada yazılı. O yasayı uygulamakla görevli olan Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) ise 2009 yılında Başbakanlığa bağlı olarak kuruldu.

Bu kurumun görevleri arasında dikkat çeken özellikle iki tanesini buraya aktarmak istiyorum. Bunlardan ilki, “muhtemel afet ve acil durum bölgelerini tespit etmek ve önleyici tedbirleri ilan etmek” olarak belirlenmiş iken, ikincisi, “zarara uğraması muhtemel yerlerin plan, proje ve imar esaslarını belirlemek” olarak tanımlanmış. (Bkz. 5902 Sayılı Yasa’nın 8’inci maddesi)

Bu çok büyük bir sorun olmayabilir, kurumlar arası koordinasyon sağlanarak çözülür denilebilir. Ama unutmayalım ki, AFAD’ın Başbakanlığa bağlı olarak kurulmasının nedeni, önceleri bu koordinasyonun sağlanamıyor olmasıydı. Yani çok da hafife alınacak bir şey değil bu koordinasyon.

Yeri gelmişken, Bakan Bayraktar’ın Rize’yle ilgili ilk açıklamalarında kentin yeni bir yere taşınacağı, bu amaçla toplu konut alanları oluşturulacağı kanısı oluşmuştu bende. Önce Vatan’ın 5 Ekim tarihli “Rize Taşınıyor” başlıklı haberinde bu durum Bakan Bayraktar’a atfen şu sözlerle aktarılmış: “Şehri biraz daha yamaçlara doğru itekleyebilirsek...”

Aynı kanı Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’da da oluşmuş olacak ki, Akşam Gazetesinin 5 Ekim tarihli “Kabinede Rize Çatlağı” başlıklı haberine göre, Yazıcı, Bayraktar’ı arayıp teyit ettikten sonra, “Rize sağa, sola, güneye, kuzeye taşınacak diye bir şey yok” demiş.

Ben de öyle olmasını diliyorum elbette. Ancak şu soruyu sormadan da edemiyorum: Düne kadar TOKİ Başkanı olan Erdoğan Bayraktar, orada birikmiş refleksle hareket edip, “çevre ve şehircilik” yerine “toplu konut” perspektifinden bakarsa ne olur?

İşte o zaman Rize sağa, sola, güneye, kuzeye taşınacak demektir. Tabii başta Hayati Yazıcı olmak üzere diğer bakanlarla da koordinasyon sağlanabilirse… Çünkü bu tür taşımalar birkaç bakanlığın ortak kararıyla hayata geçirilebiliyor.

Sel olaylarının iklim değişikliğine havale edilmemiş olması, yeni bakanlığın kolları sıvaması bu bakımdan önemli.

İzleyelim, görelim…



06/10/2011