İstanbul Finans Merkezi'ne Şehircilik Soruları

img

Erhan Demirdizen

Finans Merkezi uluslararası mı olacak, yerel mi? Her iki ihtimal açısından Merkez'in Ataşehir'de yapılması uygun mu?

İstanbul’da finans merkezi kurulması fikrini kamuoyuna ilk olarak Türkiye Bankalar Birliği Başkanı Ersin Özince açtı.

Uluslararası yahut daha bölgesel bir finans merkezinin kurulması halinde İstanbul’un cazibe merkezleri arasına katılacağı, yeni bir istihdam alanı oluşacağı görüşünü kısa zamanda hükümet de benimseyince, son birkaç yıldır merkezi ve yerel yönetimler kolları sıvadı.

İşin finans sektörü yönünden ne ifade ettiğini tartışacak değilim. Bankalar Birliği’nin bir bildiği herhalde vardır diye düşünme eğilimindeyim açıkçası.

Nitekim finans merkezi ile ilgili İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği bir teknik toplantıda bankacılardan durum hakkında geniş kapsamlı bilgi edinme imkanım oldu. Finans merkezine açıklık getireceği düşüncesiyle, onlardan öğrendiklerimi paylaşayım öncelikle…

Bankalar giderek bünyelerini dönüştürüyorlar. Eskiden yeni şube açarak hizmet alanını genişletirlerken, son yıllarda kredi kartları gibi yeni finansal araçların payının artması, internet bankacılığının yayılması gibi faktörler nedeniyle daha merkezi bir operasyon merkezine ihtiyaç duyuyorlar.

Bu operasyon merkezinin nerede olduğu aslında çok önemli değil. Sözgelimi Gümüşhane’de bile olabiliyor. Altyapısı oluşturulmuş bir kampüs bu iş için yeterli.

Bu nedenle özel bankalar son yıllarda operasyon merkezlerini hem büyütüyorlar hem de yönetim merkezinden ayırıyorlar. Yani bankaların genel müdürlük binaları İstanbul’un prestijli bölgelerinde kalmaya devam ediyor ama operasyon merkezleri kent merkezinin dışına çıkabiliyor. Buralarda arazinin daha ucuz olduğu düşünülünce, bankaların akıllıca bir iş yapmaya çalıştıkları anlaşılıyor.

Şimdi sizin aklınıza da şu soru gelmiyor mu: Bankalar Birliği acaba bankaların operasyon merkezini topluca bir kampüste sağlayabilmek için finans merkezi fikrini ortaya atmış olabilir mi?

Bir anlamda organize sanayi bölgesinin bankacılık versiyonu… Diyelim ki organize finansal bölge…

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yaz aylarında onaylayıp yürürlüğe koyduğu İstanbul Finans Merkezi İmar Planını inceleyince, bu kanaat iyice yerleşti diyebilirim. Ataşehir’de bir bölgeyi çevirip içine bir finans merkezi kampüsü yerleştirilmiş. Yakın çevresinden olabildiğince yalıtılmış halde…

Bu imar planının teknik yönlerini uzun uzun anlatıp ilginizi dağıtmak istemem. Ama şu kadarını söyleyeyim ki, bankaların mütevazi ölçülerde inşa etmeyi hayal ettikleri operasyon merkezleri ile kıyaslayınca, ortaya devasa yapı blokları çıkacak. Karşılaştırmakta yardımcı olsun diye belirteyim ki, Ataşehir’de son yıllarda bitirilen dev konut bloklarının kullandığı inşaat emsallerinden bile daha yüksek emsaller kullanılacak.

Ne var bunda, sonunda bir finans merkezimiz olacak denilebilir elbette.

Buna karşılık şunları soruyorum: Eğer amaç bizim yerli bankaların operasyon merkezlerinin taşınacağı bir organize finansal bölge oluşturmak ise, neden bu kadar yoğun bir merkez inşa ediyoruz? Bilmiyor muyuz ki, Ataşehir zaten ulaşım ve altyapı bakımından şimdi bile kapasitesini aşmak üzere. Bankacılar dahi kent dışına çıkma eğilimindeyken, biz neden kentin zaten çok yoğun yapılaşmış bir bölgesinde daha da yoğun bir merkez düşünüyoruz bankalar için?

Buna karşılık denilebilir ki, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın planına göre Ataşehir’de inşa edilecek finans merkezi uluslararası finans kuruluşlarının burada yer almasını amaçlıyor. Bu nedenle burası bizim bankaların kendi bünyelerindeki dönüşüm nedeniyle ihtiyaç duydukları bir merkez değil, bizim bankalar operasyon merkezlerini nerede isterlerse orada kursunlar denilebilir.

O zaman da şu sorunun aklımızı kurcalamasına şaşılmaması gerekir: Eğer burası yerli değil de uluslararası finans merkezi olacaksa, bu kararın sonucunda Ataşehir gibi yoğun bir bölgenin merkezi iş alanları ve havaalanları ile çok daha yoğun bir ulaşım ilişkisine girmesi bu bölgeyi ve yakın çevresini felç etmez mi?

Buna da bir cevap verildiğini duyar gibiyim. Denilebilir ki, finans merkezine raylı sistemlerle ulaşım sağlanacağından, bu yük büyük ölçüde ulaşım sistemini felç etmeden çözülecek.

Buna cevabım çok net olacak: New York, Tokyo ve Londra gibi kentlerden biliyoruz ki, uluslararası finans merkezlerine gelip gidenler havaalanlarından metrobüs aktarmalı tramvaylarla ulaşım ihtiyacını karşılayan bir profilde değiller. Maalesef bu yüksek gelirli insanlar otomobille seyahat ediyorlar.

Böyle bakınca, uluslararası finans merkezini Ataşehir’de planlamak pek makul sayılmaz. Her ne kadar boğaz köprüleri ve otoyolların kesişimi gibi görünse de, karayolu kapasitesi itibariyle bu bölgenin yeni bir yapı ve nüfus yoğunluğunu kaldırması hayalcilik olur.

Yapı ve nüfus yoğunluğundan çok mu bahsettim dersiniz? O zaman size bir bilgi daha vereyim de amacımı anlayın…

Son dönemde tamamlanan yüksek konut binaları için belediye bu bölgede epey yüksek inşaat emsalleri vermişti. Kadıköy genelindeki emsallerden 4’te 1 oranında daha fazla… Fakat mahkeme bu yoğunlukları yüksek bulup imar planlarını iptal edince, TOKİ ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi 2007 yılında bölgenin planını yeniden yaptı. Bu planda henüz bina yapılmamış boş alanları ortak ihtiyaçların karşılanması için kamu kullanımlarına ve düşük yoğunluklu konut alanlarına ayırdılar. Böylece bölgedeki konut çevrelerinin yaşam kaliteleri korunabilecekti.

Gelgelelim Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın finans merkezi olarak planladığı alanlar işte bu kamu kullanımları ile düşük yoğunluklu konut alanlarına ayrılan kısımları kapsıyor. Yani finans merkezi Ataşehir’deki yaşam kalitesini taammüden düşürmek üzere inşa edilecek desek yanlış olmaz.

Bu yazı şu soruyla biterse anlamlı olur: Sahi İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile DPT tarafından finans merkezi için yapılan yer seçimi çalışmasının sonucunda ilk sırada Kartal yok muydu?


Kaynak: İstanbul Semtleri


30/09/2012