Şark Usulü Bölge Planlama

img

Erhan Demirdizen

Başbakan, Doğu ve Güneydoğu'ya yatırım için yeni bir yöntem ortaya koydu.

Yer, Otelciler Federasyonu’nun genel kurulu. Belli ki, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’la otelcilerin arasında tam bir fikir birliği var. Konular önceden çalışılmış. Geriye sadece Başbakan Erdoğan’ın huzurunda bunları tekrarlayıp, yeni bazı sözler almak kalmış.

Böyle anlarda Erdoğan’ın ezber bozan bir üslubunun olduğunu kabul etmek gerekiyor. O genel kurul salonunda da Başbakan gene ezber bozmuş. Hem de sadece otelcilerin değil, kendi bakanının da…

OTELCİLERİN TALEPLERİ

Otelcilerin iki talebi var. İlk olarak, meslek birliği yasası istiyorlar. Bunun yanı sıra, Antalya’ya ikinci bir havaalanı yapılmasını da talep ediyorlar.

Erdoğan’ın buna cevabı epey sert: Siz önce Bitlis’e otel yapın, sonra bizden istekte bulunmaya hak kazanın.

Bu sözler bizim gerçekten bir doğu toplumu olduğumuzu size de düşündürmüyor mu?

Çünkü Batı toplumlarında böyle pazarlıklar olmuyor. Eğer hükümet ülkenin geri kalmış bir bölgesine yatırım yapılmasını istiyorsa, buna uygun teşvik mekanizmalarını tanımlıyor ve ilan ediyor. Bunların bazıları yasa, bazıları yönetmelik ve bazıları da plan/program düzeyinde belirlenerek aleniyet kazanıyor. Yatırımcılar da bu aleni bilgiyle hesaplarını kitaplarını yapıyorlar.

Bizde bir kara düzendir gidiyor. Otelciler Turizm Bakanı’yla görüşüyor. Bakan, artık hangi kriterlere göre baktıysa, otelcilere yeşil ışık yakıyor. Sonra otelcilerin toplantısında bunu ilan ediyor.

Bu manzara karşısında ne düşünürsünüz? Bakan ilan ettiğine göre, ilgili bakanlıklar ve teknik kuruluşlar arasında bunlar incelendi, görüşüldü, sonuçlandırıldı sanırsınız. Hayır! Başbakan konuşmaya başlayınca bunun böyle olmadığını anlıyorsunuz. Çünkü Başbakan meslek yasasına giden yolun Bitlis’ten geçtiğini gösteriveriyor.

BAŞBAKAN'IN RANDEVU DEFTERİ

Neden mi? Çok basit bir nedeni var. Başbakan bu toplantıdan bir gün önce Bitlis’te bir karayolu açılışı yapmış. Muhtemelen orada etrafı biraz kolaçan etmiş. Bakmış ki, yolun randımanlı bir şekilde kullanılabilmesi için biraz da kentte yatırım yapılması lazım. Ertesi gün karşısında otelcileri görünce, onlar da kendilerinden birkaç talepte bulununca, işte bu şark usulü bölge planlama tedbirini almayı uygun görmüş.

Şu soru sizin de aklınıza gelmiyor mu: Eğer Başbakan yol açılışının ertesi günü otelcilerle değil de, sözgelimi, otomotivcilerle buluşsaydı, bu sefer de onlardan Bitlis’te otomobil fabrikası kurmalarını mı isteyecekti?

Bu soruyu, otomotivin yerine farklı sektörleri koyarak çoğaltabiliriz. O zaman da şu soru zihnimizi kemirmeye başlar: Türkiye’nin bölgeler arası eşitsiz kalkınma sorunu, Başbakan’ın programındaki sıralamaya göre mi çözülecek?

Diyelim ki Başbakan Zonguldak’a gidecek. Orada kömür madenciliğine dayalı sosyo-ekonomik yaşamın sürdürülemez olduğunu görecek. Ertesi günkü programına göre faiz oranlarını görüşmek isteyen bankacılarla bir randevusu varsa, bankacılar şöyle bir taleple karşılaşabilecekler: Önce Zonguldak’a beşer tane yeni şube açın, sonra faiz politikası konusundaki taleplerinize bakarız.

PRAGMATİK BAKILABİLİR Mİ?

Planlama yerine daha pragmatik bir perspektiften bakmaya yatkın olanlar için tüm bu örneklerde itiraz edilecek bir husus olmayabilir. Yani aslolan Bitlis’in ya da Zonguldak’ın bölgesel kalkınma sorununu çözmekse, Başbakan’ın topa bu şekilde girmesi de pekala kabul edilebilir.

Ancak, pragmatizm yanlılarına şu soruları sormak gerekir bu durumda: Bitlis turizm ve otelcilik için uygun bir kent değilse, bu yatırımların ekonomik, toplumsal ve ekolojik maliyetlerini kim nasıl üstlenecek? Ya da, kimse gidip banka işlemi yapmayacaksa, Zonguldak’ta açılacak yeni şubeler orada ne kadar kalıcı bir etki yaratabilecek?

Başbakan’ın otelcilere çağrı yaparken “Bitlis’te otel yok” demesi, bana 1930’lu yıllardaki bir hükümet politikasını hatırlattı. Oteli olmayan küçük şehir ve kasabalarda belediyeler tarafından otel yapılması ve işletilmesi hükümet tarafından isteniyordu. Böylece Türkiye’nin muhafazakar taşrası dünyaya açılacaktı.

Bunun yeterince hayata geçirilebildiğini söylemek mümkün değil. Bunun nedenlerini araştırmak bile, bugünkü şark usulü bölge planlama girişimlerinin neden başarılı olamayacağını göstermeye yetebilir.



24/12/2010