Şehircilik Yönünden Kalecik'e Uzaktan Bakış

img

Erhan Demirdizen

Kalecik'in geleceğinden umutlu olmak için sebeplerimiz çok...

Bu yazıda, doğduğum ve çocukluk yıllarımın bir kısmını geçirdiğim Kalecik’e İstanbul’dan bakmaya çalışacağım. Bu kadar uzak mesafeden bakışımı kolaylaştırsın diye, eğitimini aldığım ve yaklaşık 25 yıldır deneyim biriktirdiğim şehircilik gözlüklerimi takacağım. Ancak gözlükler ne kadar sağlam olursa olsun, mesafeden dolayı yanıldığım konular olabileceğini peşinen kabul etmem gerekir. Bu nedenle sürçülisan edersem affola...

Şehircilikte kuraldır; yerleşme alanına bölgesinden ve izlediği tarihsel gelişim seyrinden bakılır.

Türkiye’nin başkenti ve ikinci büyük kenti olan Ankara’nın ilçesi olan Kalecik, Ankara’nın kentsel dinamiklerinden faydalanabilmiş değildir. Kalecik daha ziyade yakın çevresindeki köyleri ile birlikte yerel dinamiklere dayalı bir seyir izlemiştir.

1970’li yılların sonunda çocukluğumun Kalecik’ini hayal meyal hatırlıyorum. Esnaf lokantasını, pazar yerini, sıra sıra dükkanlarını, camisini, umumi helasını, devlet dairelerini, bankalarını gözümün önüne getiriyorum. Köylüler yoğun olarak alışveriş yaparlardı, devlet dairelerine ve bankalara girip çıkarlardı, pazara getirdikleri mallarını satarlardı. Bir canlılık vardı.

Kalecik’in nüfus istatistiklerine baktığımda 1970’li yılların sonundaki bu canlılığın karşılığını görebiliyorum. Düşünsenize, 1950’li yıllardan itibaren Türkiye genelinde kırsal alanlar boşalıp büyük kentlere geniş çaplı göç dalgaları yaşanırken, Kalecik 1965 yılındaki nüfus yapısını 1980 yılında da koruyabilmiştir. Yani 28 bin civarında bir toplam nüfusu vardır, bunun 5 bin civarı Kalecik kent merkezinde yaşamaktadır.

Kalecik’in köyleriyle beraber sürdürdüğü gelişim seyrinde 1980’li yılların ortasından itibaren keskin bir değişiklik yaşanmıştır. Türkiye genelindeki gidişat bu dönemden itibaren Kalecik’in köylerini de etkisi altına almış, köy nüfusu hızla erimeye başlamıştır. 1970’li yıllarda 23 binlerde olan köy nüfusu 1985 yılında 21 binlere, 2000 yılında 12 binlere, 2010’lu yıllarda ise 5 binlere gerilemiştir. Halen bu gerileme devam etmektedir.

Tarihsel olarak tarıma dayalı köy ekonomisi ile dinamizm kazanan Kalecik’in köylerinde 1980’li yıllardaki hızlı dış göç seyri Kalecik’in çarşısını pazarını peyderpeh zayıflatmıştır. Peyderpeh diyorum, çünkü Kalecik’in köyleri küçülürken kent merkezindeki nüfus 2000’li yıllara kadar belirli bir oranda artış sağlayabilmiştir.

Kalecik için 2010’lu yılların başı hızlı küçülme sürecinin ivmelendiği bir dönem olmuştur. Artık kent nüfusu da hızla düşmektedir. Hem tarımsal üretimin düşmesine bağlı olarak köylerdeki dinamizmin çok gerilemesi, hem de ulaşım ve iletişim teknolojilerinin sağladığı olanaklarla köylülerin Kalecik yerine doğrudan Ankara’dan ihtiyaçlarını karşılayabiliyor olmaları, yerleşme kademelenmesi içinde Kalecik’in konumunu zayıflatmıştır. 

Kalecik’in, pek çok benzer ilçemiz gibi, kendisine yeniden bir gelecek inşa etmesi gerekmektedir. Bugünün bilgisi, teknolojisi, sosyal ve ekonomik verileriyle sorunlar ve fırsatlar ortaya konularak, çıkış yolları için seçenekler geliştirilmelidir.

Bunun için yeniden tarım senaryoları geliştirmeye ihtiyaç vardır. Tarım olmadan Kalecik’in yeniden canlandırılması çok zordur. Tarım uzmanlarının, marka değeri hayli yüksek olan “Kalecik Karası” başta olmak üzere, tarımsal üretimin nasıl yeniden canlandırılabileceği, dünyadaki yeni eğilimler doğrultusunda organik tarım faaliyetlerinin nasıl teşvik edilebileceği, yerli tohum ve hayvan ırklarının nasıl yaygınlaştırılabileceği, bu amaçlarla nasıl bir üretim yapısının teşvik edilebileceği konularında yoğun bir araştırma ve geliştirme faaliyeti içine girmeleri gerekir.

Sadece tarım senaryolarının geliştirilmesi yeterli değildir. Bugün dünyada yerli ve organik tarım ürünü yetiştirilebilen bölgelerde gastronomi turizmi gelişmektedir. Dünyanın en çok beğenilen bol ödüllü restoranları genellikle temiz topraklarında doğal tarım yapılan kırsal bölgelerde bulunmaktadır. Bu kapsamda trüf mantarının İtalya ve Fransa’nın güneyinde yarattığı sonuçlar örnek olarak verilebilir.

Kalecik’in madencilik ve sanayi açısından fazla gelişmemiş olması, organik tarım imkanları yönünden bugün bir fırsattır. Gastronomi turizminin özelliklerine uygun olan Kalecik Karası’nın marka değerini de öne çıkararak Kalecik için bir gastronomi turizmi master planı yapılması gerekir. 

Ama bu da yetmez. Turizmle bağlantılı olarak Kalecik’in kale başta olmak üzere tarihi yapılarının, konaklarının restore edilmesi, bugünün ihtiyaçlarına uygun şekilde kullanılması için yeniden canlandırılmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Geçmişi Hititlere kadar uzanan, Roma, Bizans, Selçuklu, Candaroğulları ve Osmanlı dönemlerinde ekonomik canlılığı gelişen Kalecik’te hem arkeolojik miras hem de sivil mimarlık mirasının taşıdığı potansiyel değerlendirilmelidir.

Çocukluğumun canlı çarşı pazarını tekrar köylülerle doldurmak bugünün gerçeklerine belki uygun değil, ama Arnavut kaldırımlarında yürümek, aslına uygun şekilde restore edilmiş tarihi bir konakta soluklanmak, Kızılırmak Lokantasının sahibi Aşçı Mustafa gibi usta işi bir Kalecik yemeğinin tadına bakmak, yerli Kalecik Karası üzümlerinden yapılan ürünleri kaliteli şişeleri içinde raflarda görmek, tarım ürünleri müzesine uğramak, civardaki organik tarım çiftliklerinin pekmez atölyelerinde dolaşmak pekala mümkün olabilir. 

Böyle bir hayal kurmadan, bunu bir kalkınma senaryosuna dönüştürmeden, sektörel master planlarını yapmadan, bu amaçlarla organize olmadan Kalecik için şehircilik projesi yapmak anlamlı olmaz. Bu fikirlerle birlikte kaleye ve çevresindeki tarihi yerleşim alanına yeniden bakmak gerekir.

Kalecik’in geleceğinden umutlu olmak için sebeplerimiz çok...


(Hanhana Kalecik Kültür Dergisi, Yıl: 2019, Sayı: 4, Ankara, 2019)