Van Depreminden Şehircilik Notları

img

Erhan Demirdizen

Yol boyu ticaret veya konut altı ticaret formasyonunun depremdeki özel etkisi düşündüğümüzden daha fazla.

22 Ekim’den bugüne kadar Van Depremi ile ilgili söylenmeyen söz, yazılmayan konu belki kalmadı. O nedenle ben de uzun uzadıya tekrar her şeyi sayıp dökecek değilim. Sadece gözden kaçmamasında yarar gördüğüm birkaç noktayı tarihe not etmekle yetineceğim.

TOPLANMA ALANI YOKTU

Deprem kentlerinden gelen ilk görüntüleri TV’lerde izlerken bir çarpıcı gerçekle yüz yüze geldik. Özellikle Erciş’te insanların depremden hemen sonra hızla erişebilecekleri bir toplanma alanı yoktu, sağa sola amaçsızca kaçışıyorlardı.

Acaba deprem anının panik ortamından mı böyle olmuştu, yoksa gerçekten böyle bir toplanma alanı yok muydu diye düşünerek internetten Erciş’in hava fotoğraflarına baktım. Gördüğüm şuydu: Erciş, tipik bir yol boyu yerleşme örneği olarak Ağrı-Van karayoluna yapışmıştı. Kendi içinde de Van ve Bitlis’e giden iki karayolu kentin ana ulaşım akslarını oluşturuyordu. Bu tür kentlerin pek çoğunda olduğu gibi belirli bir kentsel mekan kalitesi oluşturulamamıştı, yol boyunca tüm parsellerde yapı yapılmasına izin verilmişti.

Sonuçta, kentin çarşısı dahil olmak üzere, yerleşim alanının erişilebilir hiçbir noktasında kullanılabilir bir açık toplanma alanı yoktu. Bunun tek istisnası olan cami avlusu da bu işlevini yerine getiremiyordu, çünkü caminin minaresi kırılmıştı.

İlerleyen günlerde yeni bilgiler geldikçe bu durum büsbütün tescil edilmiş oldu. Sözgelimi kentin içinde yardımları dağıtmak üzere bir yer oluşturulamadığından, kentin dışındaki alanlarda yardım merkezleri kurulmak zorunda kalınıyordu. Bu nedenle yardımların amaca uygun şekilde tüm ihtiyaç sahiplerine dağıtılabilmesi mümkün olamıyordu.

ÇADIR SORUNU NEREDEN ÇIKTI?

Diğer bir çarpıcı örnek de, toplu çadır yerleşimleri için gene kent içinde yer bulunamamasıyla karşımıza çıktı. Bu nitelikte bir yeşil alan ya da benzeri bir açık alan bulunmadığından toplu çadır yerleşimleri kentin dışındaki futbol stadında ve sanayi bölgesinde kuruldu.

Eh işte bir şekilde halloldu diye düşünmek yanıltıcı olabilir. Çünkü depremde evi yıkılan ya da hasar gören insanlar evlerinin yanından ayrılıp kentin dışındaki çadırlara gitmediler. Böyle olunca da çadırların verimsiz kullanılması sorunu ortaya çıktı. Bazılarının fazla çadır almasına karşılık bazı insanların hiç çadıra erişememesi gibi tuhaf bir durum yaşandı. Günün sonunda, bir şekilde çadır alabilenler evlerinin yanında bu çadırları gelişigüzel kurdular, çadır alamayanların durumu malum.

Çadırların toplu olarak kurulmasının afet halinde çok önemli pratik nedenleri var. Bir kere, her türlü yardım ve gıda organizasyonu daha kolay sağlanabildiği gibi, çöp ve diğer atıkların yönetimi bakımından da kolaylıklar bulunuyor. Çadırların dağınık olması halinde, bir süre sonra tehlikeli boyutlara varabilen bir çevre kirliliği yaşanabiliyor.

DEPREM SONRASINDAKİ ZORLUKLARIN BAŞKA NEDENLERİ DE VARDI

Erciş’te kent merkezinin bütünüyle Van Yolu Caddesi’nde yapılanması önemli bir handikaptı. Aşağıda açıklamaya çalışacağım nedenlerle yıkıma uğrayan Cadde’nin tümüyle işlevsiz hale gelmesi, bu cadde üzerindeki hastane ve diğer servislerin hızla devre dışı kalmasına neden oldu.

Van ve Bitlis yollarını dik kesen alternatif ulaşım eksenlerinin planlanmamış olması, kentte depremden hemen sonra yaşanan dramı daha da çekilmez hale getirdi. Çünkü kentin merkez alanlarına erişim sağlanmasında güçlükler yaşandı.

Cadde boyunca yapılan binaların parsel içindeki taban alanlarının haddinden fazla olması da depremi yönetilebilir olmaktan çıkardı. Bazı durumlarda binalar parsel alanının yüzde 70-80’ine yerleşmiş görünüyordu.

“SAĞLAM BİNA” YETERLİ OLUR MUYDU?

Gelelim depremin bu kadar yıkıcı olmasındaki nedenlere…

Her depremden sonra olduğu gibi, Van depreminden sonra da tartışmalar “sağlam bina” noktasında düğümlenmiş durumda. Yani müteahhidin yapım hatalarından ve buna göz yuman belediyeden kaynaklanan bir “çürük bina” sorunu herkesin dilinde. Herkes yapı denetimi üzerine konuşmaya çalışıyor.

O zaman, 31 Ekim’de Bloomberg HT kanalında “Gülin Yıldırımkaya ile Gündem” programında anlatmaya çalıştığım bir konuyu burada da açıklamaya çalışayım.

Diyelim ki Erciş’teki binalar şu çok güvendiğimiz “tünel kalıp sistemi” ile üretilmiş olsalardı, o zaman bu deprem kenti yıkmayacak mıydı?

Hayır, gene yıkacaktı. Çünkü binalar yapıldıktan bir süre sonra orasından burasından “tadil” edilmeye başlayacaktı ve binanın taşıyıcı sistemi işlevsiz hale gelecekti.

Soruna daha geniş bir açıyla baktığımda şunu görüyorum: Erciş gibi yol boyu yerleşimlerinde, konut amaçlı yapılan binaların bir süre sonra zemin ve bodrum katlarında ticari kullanımlara ihtiyaç duyulması kaçınılmaz. Böyle olunca da, vatandaşlar ellerine kazmayı küreği alıp binanın taşıyıcı sistemlerini kırarak ticari değeri olan kapalı alanlar oluşturmaya çalışıyorlar. Binaya yapılan rastgele müdahaleler de binanın deprem yükleri karşısında dayanaksız olmasına yol açıyor.

ŞEHİRCİLİK AÇISINDAN NE YAPMALIYIZ?

Bu nedenle yol boyu yerleşime yönelik planlama yapmaktan bir an önce vazgeçmemiz gerekiyor. Aksi durumda, binaları sağlam bile yapsak, Erciş’te olduğu gibi sonradan binaları yeni ihtiyaçlara uyarlarken deprem felaketini davet edebiliyoruz.

Bunu desteklemek üzere şehir planlaması açısından ikinci bir konuyu daha çözmek zorundayız. O da, “yol boyu ticaret” ya da “konut altı ticaret” konusu…

Piyasa dinamikleri içinde karşımıza çıkan bu olguyu bir plan kararı haline getirmek yerine, ticaret alanlarını doğru yerlerde ve büyüklüklerde tanımlayarak, konut ve ticaret alanlarına yeniden kesin bir bölgeleme uygulamalıyız. Elbette toplu konut alanlarındaki tasarım hatalarına düşmeden…

Bu da yetmez! Başta İstanbul İmar Yönetmeliği olmak üzere, konut yapılarının zemin katlarında ticaret yapılmasına olanak sağlayan mevzuat hükümlerinden de hızlıca kurtulmamız lazım.

Bunları yapabilirsek konut yapılarının ticari amaçlı dönüştürülmesine büyük çapta engel olabiliriz. Bu da, bir binanın deprem anında hiç değilse yapıldığı zamanki direnci göstermesine yardımcı olur.

Sorun sadece “sağlam bina” yapmakla bitmiyor. Bitseydi, 6 ay önce Japonya’daki depremin o kadar büyük bir yıkıma neden olmasının önüne geçilebilirdi. Soruna biraz daha geniş bakıp şehircilik çözümleri bulamazsak, yapı denetim sistemini daha çok tartışırız. Her depremden sonra…


03/11/2011