Yeni Camilere Şehircilik Kriterleri

img

Erhan Demirdizen

Taksim ve Çamlıca'ya yapılması düşünülen büyük camilere şehircilik kavramlarıyla bakmaya çalıştık. Sonuçta gördük ki, bu camiler birer konvansiyonel ibadethane değil, aslında yeni yüzyılın tüketim mekanları...

Taksim ve Çamlıca’ya cami yapılması son zamanların gözde konuları arasında yer alıyor.

Buralara cami yapılmasını savunanlar, İstanbul’un 50 yıl önce 1 milyon olan nüfusunun bugün 15 milyona çıktığını belirterek, cami ihtiyacının hangi oranda arttığına dikkatleri çekmek istiyorlar. Nitekim idare mahkemesi de Taksim’e cami yapılmasıyla ilgili kararında, son 100 yılda bölgenin Müslüman nüfusunun çok arttığının altını çiziyor.
Bu rakamlar doğru… İhtiyacın arttığına hiç kuşku yok.

Eğer objektif olacaksak, son 50 yılda İstanbul’da yapılan irili ufaklı camilerin sayısına da bir bakmak gerekmez mi?

Son 50-100 yılda semt camilerinden çok fazla sayıda yapıldı ama hiç Selatin camii yapılmadı denilirse, ona katılırım.

Yani anıtsal nitelikte, sembolik mesajlar vermeyi amaçlayan, sahibi olan hükümdarın izini taşıyan bir cami yapılmadı denilebilir.

Camiler anıtsal mı olmalı, mütevazı ölçülerde mi yapılmalı sorusuna İslam âlimleri nasıl cevap verirler bilemiyorum.

Biz cami konusuna, uzmanı olduğumuz şehircilik nazarından bakalım…

Cami, belediye mevzuatımızda yer alan ve beğendiğim bir kavram olan “mahalli müşterek ihtiyaç” kapsamına girer.

“Müşterek” olmasından dolayı, “umumi hizmet alanı” kapsamında kabul edilir. Bu tür “mahalli” ve “müşterek” hizmet alanları şehircilerin literatürüne göre komşuluk birimleri içinde yer alır. Bunu kendi kültürümüze uyarlarsak, mahalle ya da semt diyebiliriz.

Burada “mahalli” ile “mahalle” arasındaki ilişkiye dikkatleri çekelim.

Yani camiler ve diğer ibadet yerleri mahalle ya da semt içinde yer alır, mahallidir. Bu sayede daha erişilebilir durumda olurlar. Mahallede yaşayanlar kolayca erişebilir, ibadetlerini yapabilir.

Bu nedenle, cami için ayrılan yer civardaki özel mülkiyete tabi parsellerden bedelsiz kesinti yapılarak elde edilir.

Yani cami arsası irade dışı da olsa ‘bağış’ yoluyla mahalle sakinlerinin mülklerinden sağlanır. İmar mevzuatımızdaki bu ilke caminin “mahalli müşterek ihtiyaç” olduğu kabulüne dayanır.

Taksim ve Çamlıca’daki cami önerileri şehirciliğin bu ilkesi ile örtüşmüyor. “Mahalli” ve “müşterek” bir ihtiyacın gerektirdiği mütevazı ölçüler fazlasıyla aşılarak, sanki 15 milyon nüfuslu İstanbul’un ve hatta şehre gelip giden Müslüman ziyaretçilerin topluca ibadet edecekleri yerler olarak tahayyül ediliyor bu camiler.

Taksim’deki cami projesine biraz daha yakından bakınca meramımız daha net anlaşılacak. Caminin mimarisinden değil, altındaki otopark katlarından söz ediyorum. Bu kadar çok sayıda insan nereden gelip otomobillerini bu katlara park edecek? Günde beş vakit yerine getirilen bir ibadet için binlerce araçlık otoparkı olan camiler bu amaca uygun mu sahiden?

Çamlıca’daki cami de 15 bin metrekare olacak deniliyor. Şehirci olarak şunu soruyorum kendi kendime: Bu kadar büyük bir alanda kaç kişi aynı anda gelip ibadet edebilecek ve tekrar ayrılıp işlerine dönecekler? Bunun için nasıl bir yol ve otopark yatırımı yapılacak? İstanbul gibi yoğun bir şehirde yüzlerce otomobil ile binlerce insanın aynı camiye gelmeye çalışması, ibadet sonrasında da oradan ayrılmaya uğraşması ne kadar akla uygun?

Demek ki, Taksim ve Çamlıca’ya yapılması düşünülen camiler, bizim bildiğimiz geleneksel İstanbul camilerinden değil. Bütün şehir ve hatta şehir dışından gelenlerin ibadet edecekleri, yüzlerce otomobilin aynı anda otoparklarına girdiği, sel gibi kalabalıkların izdiham oluşturacakları, bir tür 21’inci yüzyıl tüketim toplumunun yeni camileri bunlar.

Nitekim Çamlıca’da yapılması düşünülen cami için Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar diyor ki, “orası sadece cami, sadece namaz kılınacak bir yer değil, büyük bir kültür kompleksidir.” Bu kompleksin açılımını da, “eğitim, kültür, turizm ve müze” olarak yapıyor Bayraktar.

Bu “kompleks” camiye kentin farklı bölgelerinden sel gibi kalabalıklar nasıl mı gidecek? Bakan Bayraktar’ın ona da cevabı hazır: “Üç gidiş üç geliş tünel yapacağız.”

İslam âlimi değilim, bunun İslam dini açısından ne anlama geldiğini yorumlayamam. Ama bir şehirci olarak bu sözleri şöyle yorumluyorum: Çamlıca’da yapılacak devasa caminin etrafında yaşayan yeterli cemaat yok, dolayısıyla cami taşıma cemaat için inşa edilecek.

İstanbul gibi ulaşım sorunları kangrenleşmiş bir kentte “üç gidiş üç geliş tünel” ile erişilebilecek bir cami yapma fikri karşısında bardağın dolu tarafından bakma refleksimi tamamen kaybettiğimi itiraf ederek diyorum ki, yeni camiler 21’inci yüzyılın yeni tüketim mekanları olacak.

 
Kaynak: İstanbul Semtleri


11/03/2013